[E-kitap] Akrango Bölüm 1 : Ment Kasabasının Yeni Kralı - Kobaytensar TR

[E-kitap] Akrango Bölüm 1 : Ment Kasabasının Yeni Kralı



Dünyanın en kendi halinde ırkları bu kasabanın sakinleriydi. Kısa boyları ve bacaklarına kadar inen saçları onları sevimli birer Ment'e dönüştürmeye yetiyordu. Kasabanın dümdüz yeşilliklerinde hayvanlarını otlatıp, akşam saatlerine yakın evlerine, yani ağaçların tepelerine inşaa ettikleri küçük, sevimli, bazen iki bazen üç oda olan ufak yapılarına...

" Barto , hey Barto !!" Bu seslenen kasabanın en yaramaz çocuğuna sahip olan Benty'e aitti. Her akşam saatlerce ev penceresinden yüksek sesle oğlu Barto'yu çağırır, ama Barto hep aynı saatte, yani annesi susunca evine gelirdi.

Her gece düzenlenen şenliklere ev sahipli yapan bu kasabada, kimse sarhoş olmadan uyumazdı. Heynrael deli dolu biriydi. Sürekli güler, bir dakika olsun hareket etmeden duramazdı. Babasını yıllar önce demir zindanlar savaşında bir devin gürzünü vurması ile kaybetmişti. 

Aradan yıllar geçti ve Heynrael 250 yaşında genç bir birey olmuştu. Boyu normal bir insanın yarısı kadar ve çelimsizdi. Geçen 120 yıldan sonra annesi ölmüştü, amcasiyla yani Tahta Bacak Gregry ile yaşamaya başladı. Amcası garip bir adamdı hikaye anlatmayı cok severdi. Belki bu yüzdendir ki Heynrael asla sıkılmıyordu, hatta amcasını çok fazla seviyordu. 

"Dinle rael." 

Amcasi 'Heynrael' ismini pek fazla telaffuz edemiyor, bu yüzden ona Henry yada Rael diye sesleniyordu.

"Yıllar önce bundan 1000 asır önce, Brokendar topraklarında bir savaş yapıldı. Güç manyağı bir ruhu kolyenin içine hapsettiler. " 

Amcasının söylediklerini kafasında anlamlandırmaya çalışıyordu. Bir yandan da merakla piposunu içiyor ve onu dinliyordu.

"Peki bu kolye nasıl bir kolye, güç manyağı adam kim ? Neden ruhunu içine hapsettiler amca ?"

" Anlatayım evlat, insanlar ve Parz'lar arasında dev bir savaş yapıldı. Altın madenleri Parz'lara kaldı. Bunu hazmedemeyen insanların kralı AKRANGO, dünyanın merkezi kabul edilen Ulu Dağ'a tırmandı. Tam 15 yıl sürdü bu tırmanış. Dağa ulaştığında dünyanın en büyük ağaçlarını buldu orda. Burası kutsal bir mekandı ve AKRANGO dünyayı yönetmek için buradan bir silah çalmayı planlıyordu. Öyle de yaptı ve tapınağın kapısında parlayan bir kılıç gördü. Kılıç adeta alev alev yanıyordu. Uzun ve kavisli biçimi, ejderha derisinden tutamacı vardı. AKRANGO bunu görünce sevinçten deliye döndü ve koşmaya başladı, tüm yorgunluğu bir anda geçmişti sanki. Kılıcı kaptığı gibi havaya kaldırdı ama yer ayrılmaya başladı, toz bulutu sardı etrafı. Göz gözü görmez olmuştu. Bir kadın ve bir erkek aralarında tartışıyordu. Kadın "af." diye sayıklıyor , erkek ise "hırsız." diye bağırıyordu. Ses o kadar şiddetliydi ki AKRANGO korkudan tir tir titriyordu. Kadından tekrar bir ses geldi,

"Ölümlü bir gün zaten ölecek."

Hemen arkasından erkek olan tekrar gürledi,

"Hırsız, hemen şimdi ölecek.".

"Onlar kim amca ?"

"Trudy ve Falserng adında iki yarı tanrıydı. Dünyaya yapışık olarak geldiler. Bir vücutta iki kafa ve iki ayrı düşünce vardı. Trudy iyimser ve affedici, Falserng ise kötümser ve kararı kesin birisiydi. 

AKRANGO ayağa kalkarak olanları anlatmaya başladı. Falserng kararını değiştirmiyor ve öldürmek için sabırsızlanıyordu. AKRANGO başına gelecekleri tahmin etti ve ölmemek için başka bir ceza istedi. Trudy ve Falserng çok uzun bir süre tartıştilar. İleride Falserng in sesi duyuldu.

"Senin için Trudy'nin insaflığını, Falserg'in cezalandırıcılığı ile güzel bir karar verdik insan. "

AKRANGO her ne kadar yalvarmaya umut bağlasa da Falserng kız kardeşinin boynundaki kolyeyi eliyle çekerek kırdı ve AKRANGO'ya döndü;

"Bu kolyeyi sana veriyorum. Dünyaya bu kolye ile hükmedebilirsin ama kendine hükmedebilecek misin ? Lera ile baş edebilecek misin ? "

"Amca Lera ne demek ?" Diye merakla sordu Rael. 

"Lera eski bir kraldı. Kendisini tanrı yapmaya çalışırken, büyücünun birşeyleri ters yapması, onu dünyanın en korkunç yaratığına çevirdi. Tacı simsiyah ve yüzü görünmüyor, sesi çok ince çığlık gibi duyuluyor. Hatta o kadar güçlü ki konuşmaya başlaması ile kulaklardan kan aktığı söyleniyordu. Simsiyah uzun elbiseleri ve üzerine bindiği Ejderhasi. "

" Peki ona ne oldu amca ?" Diye merakla amcasının cevabını bekliyordu genç Rael.

"Trudy onu babanın da olduğu o savaşta, Trudy'nin Akrangoya verdiği kolyenin içine hapsetti." 

Yeğenine bakıyordu gülerek.

"Eee beğendin mi bakalım hikayemi ?" Rael gülümsüyordu.

"Keşke bütün bunlar gerçek olsa. Aksiyon aksiyon..."

Amcasının yüzü asıldı ve sessizce kalkarak odasına doğru gitti.

Sabahın ilk ışıklarıyla Merdamout kasabası uyanmış ve herkes ağaçlardan inerek köydeki işlerini yapmaya başlamıştı. Bu sırada köyde çalışmayan ve uyuyan tek kişi vardı o da Rael di. Bir kaç saat sonra Rael gözlerini açtı ve yataktan doğruldu. Amcasına bakmak için dışarı çıkacakken masanın üzerinde bir not ve bir tane de eski bir kolye sallanıyordu.

Rael endişeyle notu okumaya başladı.

"Sevgili yeğenim, bu kolyeyi sakla. Bu kolye dünyanın kaderini değiştiren bir silah. Bu kolyeye Akrango bile karşı koyamadı. Sakın kolyeyi boğazına takma. Ben huzur içinde ölmeye gidiyorum."

Rael, üzgün bir şekilde koltuğa doğru gitti. Kendini bir anda o ağaçtan yapılma sert koltuğa attı. Kendini yalnız hissetmeye başlamıştı çoktan...

"Haydi uykucu ! Uyan artık."

Aşağıdan gelen ses Rael'in arkadaşı Milos'a aitti. Raen kolyeyi hemen sakladı. Milos ağaç eve çıkmak için tam yeltenmişti ki Rael evin dışına çıktı. 

"Geliyorum dostum, in merdivenden."

Milos, Rael'in uyandığı görünce merdivenlerden indi. 

"Yine geç kalktın dostum. Gregry amca nasıl, daha iyi oldu mu ? "

Rael birden duraksadı, amcası gitmişti. Bunu Milos'a kolyeden bahsetmeden nasıl açıklayacağını düşündü. Milosa döndü bir an.

"Amcam gitti Milos, huzur içinde ölmek istiyormuş. Bir not bırakmış sadece. Benden sıkıldığını yazmış." 

Rael yalan söylemek zorunda kalmıştı. 

Milos ile uzun süre konuştular. Taki köyde ki başkan "Haydi çalışın, eğlence vakti yaklaşıyor!" Diyene kadar. 

Rael akşam olduğunda eğlenceye katılmadı. Kolyeyi merak ediyordu ve eve gelip ilk işi kolyeyi eline alıp incelemek oldu.

Kolye sıradan bir kolyeye benziyordu. Tek fark üzerindeki hiç bir renge benzemeyen taş... 

Kolyeyi yavaşca gözlerine doğru getirdi daha yakından incelemek için fakat çok yüksek bir ses geldi kulaklarına. 

"Daha güçlü bir insan olabilirsin Rael !"

Korkuyla kolyeyi yere attı. Bir süre kolyeyi almadı ve uzaktan izledi. Daha sonra dayanamayıp tekrar aldı eline. Bu sefer o ses için hazırdı. Yine kolyedeki taşı incelemek için gözlerini yakınlaştırdı.

"Daha güçlü bir insan olabilirsin Rael."

Bu sefer korkmadı ve kolyenin sesine kulak verdi. 

"Kolyeyi boğazına tak Rael. Dünya seni bekliyor Rael. "

"Kimsin sen ?"

Titrek bir ses tonuyla sorulmuş bu soru Raelin ne denli korktuğunu gösteriyordu. 

"Akrango benim adım, Cehennem kılıcının sahibi Akrango."

Rael'in aklına amcasını anlattığı son hikaye geldi. Hikayenin doğru olduğunu anladı. Amcası uydurulan bir hikaye anlatmamış meğer...

"Bu kolyenin içinde ne işin var ? Amcam bu kolyenin sana verildiğini söylemişti."

Rael hala merakını giderememişti. Kolyenin içinde amcasının anlattığına göre Lera olması lazımdı. 

"Dünyada ki her mücadeleyi kazandım Rael. Güçlüyüm diyen herkesi öldürdüm. Bu kolyeyi bana veren yarı tanrıları bile öldürdüm Rael. Bir tek Lera kaldı, bu kolyenin içinde ki yaratığıda öldürdüm Rael."

Rael duyduklarını kafasında canlandırıyordu. Meğer amcasının bahsettiği güç manyağı Lera değilmiş. Hikayenin devamını anlatmadığı için amcasına sinirleniyordu.

"Peki neden oradasın ? Çıksaydın. "

Rael bu soruyu sorduğuna bile inanamıyordu. Az önceki korkunun yerini rahatlım almıştı sanki.

"Bu kolyenin içine sadece Ruhlar girebilir Rael. Ben bu kolyeye girmek için kendimide öldürdüm."

Rael bunun nasıl olabileceğini, bir canlının neden bu kadar güç delisine dönüştüğünü merak ediyordu.

"Meraklarını hissediyorum Rael. Kolyeyi tak yeni bir maceraya başlayalım. Sana merak ettiklerini göstereyim Rael."

Rael biraz sessizce bekledi. Meraktan içi içini yiyordu. Daha fazla dayanamadı kolyeyi bir anda boğazına takıverdi.

Kolye boğazını sıkmaya başladı. Çıkarmaya çalışsada nafile, kolye tam göğüs kafesinden içeri girmeye başladı. Rael deli gibi bağırıyor, çırpınıyordu.

......

Gözlerini açtığında sabah olmuştu. Koltukta uyuyakaldığı farketti. Gördüklerinin rüya olduğunu düşündü ve gülmeye başladı. Kolyeyi sakladığı yere bakındı fakat kolye yoktu. Heryerde aradı ama bulamadı. 

Milos'un kendisini birazdan çağıracağını biliyordu. Kolyeyi aramayı bırakıp iş elbislerini giymek için agaç evin banyosuna doğru yöneldi. Kazandaki suda yansımasını gördü bir an korkup duvara çarptı kendini. Vücudu değişiyordu. Derisi beyazlamış, saçları beyazlamış, kirli bir ten, simsiyah gözleri...

Kendisine tekrar bakacaktı ki zihnindeki sesle irkildi.

"Merhaba dostum, günaydın."

"Sen ! İçimde misin ? Ne oluyor bana?"

"Dün akşamı hatırla Rael, biz tek vücut oluyoruz Rael. Senin vücudun ve benim gücüm."

Rael şaşkınlığını atamadı üstünden ama suya tekrar baktığında bedeni eski normal haline tekrar dönmüştü. 

Biraz sonra Milos'un sesi duyuldu, 

"Yine mi uyuyorsun dostum, kalk hadi ! Kral bu sefer atacak bizi köyden."

Rael hemen kapıya doğru yöneldi ve usulca merdivenlerden inerek Milos'un yanına geldi. 

"Dün eğlenceye neden gelmedin Rael ?"

Rael bu soruyu duymamıştı bile, kafasında hala olup bitenler vardı. 

Milos daha fazla soru sormadı. Rael'in kafasını meşgul eden şeyi merak ediyordu, ama üzerine gitmedi.

Bugün tarlayı süreceklerdi. Tırpanı on kişi toplanıp çekeceler, bu sayede toprak kazılmış olacak ve yeni mahsülleri toprağa dikebilrceklerdi.

Tarlaya ulaştıklarında başkan çok kızgın görünüyordu. Rael her zamanki gibi geç kalmıştı. 

"Şuna bakın hele ! Köyün yeni kralı da gelmiş aramıza! "

Rael boynunu büktü ve ses çıkarmadı. Kral bu köyün en köklü, ilk ailelerinden. Kendinden öncede babası bu ufak köyü yönetiyordu.

"Geçin hadi işinizin başına aciz herifler ! Buralardaki en güçlü Ment benim ! Ben kaçta gelin dersem... "

Cümlesi henüz bitmemişken kralın yere yığılması bir oldu. 

Az önce Rael'in elinde tuttuğu ufak el tırpanı kralın boğazında sallanıyordu. Durumu görenler toplanmaya başladı. Köylüler kral ölünce mutluluktan az daha onlarda ölecekti.

"Ne yaptın sen dostum ? Az önce kralı öldürdün."

Rael'in olup bitenden haberi bile yoktu. "Güç" kelimesini duyduğu anda bedenini Akrango'ya teslim etmişti.

"Ben... Ben ne yaptım dostum? Ben kralı öldürdüm Milos."

Çok geçmeden köydeki kralın hizmetinde olan askerler ve prens babasının haberi üzerine tarlaların olduğu yere geldi. Köylüler Rael'i aralarına saklamışlardı. 

"Kim yaptı bunu ! Babamı kim öldürdü ?"

Kimseden ses çıkmıyordu. Prens en önlerdeki Ment'lerin kollarından tutarak silkeliyor, aynı soruyu defalarca tekrar ediyordu.

Kalın ve ürkütücü bir ses duyuldu.

"Ben yaptım !"

Sesi duyan köylüler korkudan açıldı ve Akrango'nun o ürkütücü ruhu yine Rael'i ele geçirmişti. 

Prens afalladı daha önce bu denli korkmamıştı. Kirden griye dönmüş saçları, simsiyah gözleri...

Akrango öne doğru fırladı bu esnada köylünün birinin elinden kaptığı çifti aletiyle prensin başını gövdesinden ayırdı. Bu olay o kadar hızlıydı ki kimse tepki verememişti. Prensin kafası tarladaki hendeklerin içine düşmüş ama gözlerinde hala o korku vardı. 

"Dinleyin ! Burada gücünü göstermek isteyen var mı ? Güçlü olduğunu düşünen !"

Kimseden ses çıkmadı. Askerlerde dahil herkes dizlerinin üzerine çökmüş, Akrango'nun gücüne saygı gösteriyordu.

"Kalkın ! "

Köylüler ve askerler dediğini yaptılar ve ayağa kalktılar. 

"Ben Rael ! Bu köyün yeni Kralı. Milos buraya gel. Benim yardımcım sensin Milos. "

Milos biraz korku, birazda mutlu bir şekilde Akrango'nun yanına gitti. 

Akrango bu esnada köylülere ve askerlere yeni düzeni anlatıyordu. Milos Akrango'nun yanına ulaştı ve sessizce,

"Rael bu sen misin dostum ? "

Akrango, Rael'i köyün Kralı yapmıştı. 

Bu esnada Rael ve Akrango zihninin içinde tartışıyorlar, Rael Akrango'ya kızıyordu.

Akrango Rael'e zihninde bir kaç şey anlattı.

"Dinle Rael ! Bu beden senin olduğu kadarda benim. Kimse bana güç gösterisi yapamaz Rael. Şimdi bedeni sana teslim ediyorum."

Köylüler ve askerlerin şaskın bakışları içerisinde Rael'in bedeni eski haline döndü. Rael ne yapacağını bilmiyordu. Kral olmaktan ne anlardı ki...

"Herkes işinin başına dönsün !"

Söyleyeceği en basit cümle buydu. 

"Milos sen buralarda kal, işlerle ilgilen dostum." 

Ardında döndü ve ağaç eve doğru gitti. Merdivenlerden çıkıp evdeki koltuğa oturunca,

"Akrango ! Bunları yapamazsın. Ment'leri öldüremezsin. "

Akrango gülmeye başladı. 

"Rael ben seni Kral yaptım. Teşekkür etmek için henüz geç değil."

"Ben istemedim kral olmayı, hala istemiyorum. Seni bedenimden atmak istiyorum !" 

Akrango tekrar gülmeye başladı. Hafif alaycı bir ses tonuyla,

"Bende burada kalmak istemiyorum Rael. Bunun için Kral oldun Rael. Bedenimi ve kılıcımı ruh olmadan önce saklamıştım. Beni onlara ulaştıracaksın Rael."

Rael bunun üzerine koltuktan fırladı ve çantasını hazırlamaya koyuldu. İçine bol bol yiyecek ve su koydu çantanın. Merdivenlerden indi, yere bastığı anda,

"Ne tarafa gidiyoruz ? Bulalım şu yeri ve bedenimi bana teslim et ! "

Akrango durumdan bir hayli memnun şekilde cevap verdi. 

"Ulu Dağ'ın tepesine gidiyoruz Rael."

"Oraya çıkmak için 15 yıl tırmandığını söylemişti amcam. 15 yıl süren bir tırmanıştan mı bahsediyorsun ?"

"Hayır Rael ! Dağa çıkmanın daha kolay bir yolu var. Oraya gidince görürsün Rael."

Rael hemen yola koyuldu. Önünde gitmesi gereken uzun bir yol vardı. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar